Eğitim alanında önemli bir gelişme olarak, Chaos, Solitons & Fractals dergisinde yayımlanan bir bilimsel çalışmaya göre dünya nüfusunun 2064 yılına kadar yarı seviyeye düşmesi mümkün görünüyor. Araştırmacılar, Neolitik döneme kadar uzanan 12 bin yıllık insan nüfusu verilerini dikkate alarak kapsamlı bir demografik modelleme gerçekleştirdiler. Bu modelde, iklim değişikliği, yeni pandemiler, uluslararası çatışmalar veya kaynak kıtlıkları gibi faktörlerin etkisiyle gezegenin ekolojik taşıma kapasitesinin ani bir şekilde 2 milyar insan seviyesine inebileceği varsayılmıştır.
Çalışma, bu “en kötü durum senaryosu” çerçevesinde insan nüfusunda hızlı ve keskin bir düşüş eğiliminin ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Akademik ekip, geliştirdikleri denklemin doğrudan bir geleceği tahmin etmediğini, aksine küresel ekosistemdeki ani değişimlerin insan nüfus dinamikleri üzerindeki etkilerini ölçmeye yarayan bir örnekleme modeli olduğunu vurguladı.
Elde edilen verilere göre, mevcut eğilimlerin sürdüğü takdirde yakın bir çöküş riskinin bulunmadığı, ancak dünyanın taşıma kapasitesinin mevcut 8,3 milyarlık nüfusun dörtte birine düşmesi durumunda hızlı nüfus kaybının kaçınılmaz olduğu belirtildi. Ayrıca, 1960 yılında ortaya atılan ve dünya nüfusunun 13 Kasım 2026 tarihinde kontrolsüz büyüme nedeniyle kritik bir aşamaya ulaşacağını öngören “Kıyamet Senaryosu” teorisine de değinildi.
Araştırmanın yazarları, küresel doğurganlık oranlarının zamanla düşmesi sayesinde insanlığın bu kontrolsüz büyüme tehlikesinden kaçınmayı başardığını, ancak ekolojik kısıtlamaların aniden devreye girmesi durumunda nüfus dinamiklerinde yeni risklerin yeniden ortaya çıkabileceğini ifade etti. Nüfus bilimcilerin yaptığı incelemelere göre, uzun vadede popülasyonların yok olma riskini azaltmak için kadın başına düşen doğurganlık oranının en az 2,7 çocuk seviyesinde olması gerektiği belirlendi. Bu, geçmişte nüfusun kendini yenileyebilmesi için yeterli görülen 2,1 seviyesinin revize edildiğini gösteriyor.
Mevcut verilere göre, Birleşik Krallık’ta doğurganlık oranı 1,41, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 1,62 seviyesinde. Küresel ölçekte devam eden doğum oranlarındaki düşüş, iş gücü eksikliği, artan kamu borçları ve sağlık ile emeklilik sistemleri üzerindeki baskı gibi sosyoekonomik riskleri beraberinde getiriyor. Teknoloji girişimcisi Elon Musk da dahil olmak üzere birçok analist, Batı dünyasındaki demografik gerilemenin iş gücü piyasaları ve toplumsal altyapının sürdürülebilirliği açısından yüksek risk taşıdığı yönündeki değerlendirmeleri destekliyor.